Yerebatan Sarayı

Sarnıç, İstanbul’un en ilgi çekici ve gözde turistik mekânı kabul edilmektedir. Tarihle yakından uzaktan ilgisi olmayan hatta müze ziyaretlerini adeta bir işkence gibi gören kişiler için bile sarnıç gezmekten memnun kalacakları bir yapıdır.

Orijinal hali Stoa Bazilikasının altında yer aldığı için, Bazilika Sarnıcı olarak da bilinmektedir. Yerin altında olması itibarıyla, Yerebatan Sarnıcı ya da Yerebatan Sarayı olarak da adlandırılmaktadır. Bizans mimarisinin en güzel eserlerinden biri olan sarnıç, Romalıların köprü, sarnıç ya da su kanalı inşa etmekteki ustalıklarını ortaya koymaktadır.

Kaynaklar sarnıcı kimin yaptırdığı konusunda bir fikir birliğine varamamıştır. Bazıları orijinal yapının suların çekilmesi ya da kuşatma gibi durumlarda su ihtiyacını karşılayabilmek amacıyla 4. yüzyıl civarlarında İmparator Konstantin tarafından yaptırıldığını öne sürmektedir. Geri kalanlar ise 534’teki Nikka isyanından sonra Büyük Saray’ın su ihtiyacının karşılanması için Jüstinyen tarafından genişletilerek (143 m boyunda ve 65 m genişliğindedir) şimdiki haline getirildiğini savunmaktadır. Jüstinyen tavanı güçlendirmek için Boğaz’a kadar uzanan 336 adet antik Yunan kolonu ekletmiştir.

Osmanlı döneminde unutulan Sarnıç, 1545 yılında Petrus Gyllius tarafından yeniden bulunmuştur. Bizans medeniyetini araştıran Gyllius, civarda yaşayanların evlerinin altındaki bir delikten su çekebildiklerini balık dahi avlayabildiklerini öğrendikten sonra sarnıcı ortaya çıkarmak için çalışmalara başlamıştır. Sarnıç kısa bir süre için tekrar kullanılmaya başlanmış, daha sonra ise ihmalkarlık ve sayısız tadilata maruz kalmıştır. Akan suyu sarnıçtaki durgun suya tercih eden Osmanlılar, Sarnıç suyunu genellikle Topkapı Sarayı’nın bahçelerini sulamak amacıyla kullanmışlardır.

 Eğer suyun farkına varılmamış olsaydı, yüzyıllar boyunca ipek dokumacıları tarafından atölye olarak kullanılan sarnıç, sağladığı nemli ortam sayesinde ipek dokumacılığı için oldukça elverişli olmaya devam edecekti.

Sarnıç en iyi şekilde restore edilmekle beraber; klasik müzik, su damlalarının çıkardığı ses, sarnıca esrarengiz havasını veren ışıklandırma ile huzur dolu bir ortam yaratmak için hiçbir çabadan kaçılmamıştır. Kanal üzerine kurulu ahşap yolun üzerinde yürüyen ziyaretçiler, zaman zaman yüzen balıklar ile karşılaşabilirler. Bunun asıl nedeni dekoratif olmaktan ziyade, balıkların suyu temiz tutması ve havalandırmasıdır. Hemen hemen her dört yılda bir yeni bir küme balıkla namıdiğer aç işçilerle yer değiştirmektedirler.

İleri kısımda sol köşede duran iki sütunun altında yer alan Medusa başlarını görebilirsiniz. Bu başlardan biri ters, bir diğeri ise yan yatmış olarak durmaktadır.  Efsaneye göre, Medusa’yı kutsal güçlerinden mahrum bırakmak için başlar bu şekilde yerleştirilmiştir. Medusa, saçları yılan biçimli olan mitolojik bir figürdür. Rivayete göre Medusa gözünün içine bakan herkesi taşa çevirecek kadar aksi bir karaktere sahipmiş. Bu şekilde yerleştirilen taşlar sayesinde Medusa kendisini taşa dönüştürmüştür. Zavallı Medusa, bana kalırsa kafası kıvrık yılanlarla dolu olan her kim olursa olsun onun gibi aksi olurdu. Kolonlar, su perilerine adanmış tapınağı belirtmektedir.

Sarnıcı gezmek ortalama olarak yarım saat sürmektedir.

Ulaşım:
Tramvay-Sultanahmet Durağı
Taksim’den T4 No’lu otobüs.
Salı günleri hariç her gün 09.30-18.30 saatleri arasında ziyarete açıktır.

Giriş:
T.C Vatandaşları: 3 YTL
Yabancı uyruklular: 10 YTL